Sen istanbul'u Tanımazsın
Sen İstanbul'u bilmezsin natali İstanbul Şu uzak dağların ardında umudun talanıdır Körolası kaldırımlarıyla hayatın en tatlı yalanıdır Ve ömrün geriye kalanıdır Ben çocukken oradan süt pişerdi Burnumuza değerdi kokusu Aradabir de çorbamızdaki kaşığa düşer Adına hasret denirdi Yenilmez içilmezdi arada yollar vardı yıkılası Ne yavandı hayalim Bir tepenin ardında aha diyordum şuracıkta İstanbul Ne olacaktı ahvalim Benim için bir masal güzeliydi kucakta İstanbul Sen tanımazsın İstanbul'u natali Kehribardır savaş çadırında sevgiliye sunulur İnce bir gelin endamıdır Avrupa'dan Anadolu'ya salınır İnciden bir rüyadır gece daha bir süslüdür Ve bu İstanbul için gözü kapalı ölünür Sen İstanbul'u anlamazsın natali Asaleti var asırlara destan olur Ne merdi ne namerdi Yani padişah-ı cihanın Yani ne de puştu alemin İstanbul'un boynunda kalmaz kimsenin vebali Bunu en iyi deden büyük kostan bilir Şimdi hadi gel desem Ufacık bir çakıl taşını versem Katerin ninen bir daha doğar bin daha ölür Ah natali sen tanımazsın İstanbul'u Eti beyaz Dili kara Gözleri pembe bir hayaldir Gül dalında bir çift al kiraz Gönlü yara Ve naiftir biraz Gelenini sever sevenini yormaz Geriye dönülmez bir yoldur Eskidir ezeldir ezelini kimseler bilmez Sen İstanbul'u tanımazsın natali İstanbul asi mavinin iki yakasında Yedi kalbi kırık Yedi narin gelincik Yedi balkon yosması Ve boynunda biri ak iki kara üzüm asması İstanbul virane yanımızın öteki kıyısında İki dolu fincan kulpu kırık İki yavrulu bir kınalı yapıncak Biri solunda gülüm diğeri kalbinde duracak Sen İstanbul'u tanımazsın natali Şimdi eskisi gibi şuh değil bu diyar Gurbetin artık başka görkemli kubbeleri var İstanbul geride kalmış hayatların ismidir Sana yandığımın resmidir İstanbul insana benzer Aşktır aşüftedir tıpkı sana benzer.
İstanbul - 0cak 2003 |
|