Mevlana Halid-i Bağdadî
HAKKINDA YAZILANLAR Asrının müceddidi Halid-i Bağdadî İrfan Özfatura bilgi@tg.com.tr Türkiye 24 Şubat 2004
Bağdat mümbit bir beldedir, şehrin alimi, velisi eksik olmaz. Ancak dahasını isteyenler asrın müceddidine koşar Mevlana Halid’den feyz almaya bakarlar. Halid-i Bağdadi, Abdülkadir-i Geylanî hazretlerinin dergahına yerleşir, insanları Hakk’a hakikate çağırırlar. Öylesine farklı ve öylesine ihlaslıdır ki, şehrin müftîsi bile (Seyyid Abdullah Hayderî) onun kapısını çalar. Mübarek bir müddet Bağdat’ta kalır, sonra aldığı işaretler üzerine Şam’a uzanırlar. Mahmûd Paşa, Mevlana Halid hazretlerinin üstünlüğünü çok iyi anlar. Ona şirin bir dergah yaptırır ki buradan Şeyh İsmail Şirvanî, Şeyh Ahmed Eğribozî gibi pırlantalar çıkar. Ama fitneci takımı boş durur mu? Çekemeyenler, 2’nci Mahmûd Han’a gidip “asker ve silah topluyor, güçlenip baş kaldıracak” diye müzevirlik yaparlar. Şeyhülislam Mekkîzade “Ey müminlerin emîri!” der, “siz fitnecilere bakmayın. Fikrimi sorarsanız iki güvenilir adam yollayın. Gidip havayı koklasın!”
Neye niyet neye kısmet Padişah iki sadık adamına derviş elbisesi giydirip Şam’a yollar. Gelenlerin niyeti Mevlana’ya malum olur. Onlara oda oda evini açar, dergahını dolaştırır. Görünen o ki ne silah, ne asker vardır. Hani gelenler de boş değildirler, Halid Bağdadî’nin büyüklüğünü anlar, hürmetle ellerine kapanırlar. Hatta talebesi olup huzûrunda kalmayı arzularlar. Fakat Mevlana hazretleri; “önce vazife” der onları İstanbul’a yollar. Ve beklenen olur, mübareğin ünü ‘Asitane’yi de tutar. Birçok İstanbullu huzurlarına gelip hallere sırlara kavuşmayı arzularlar. Mevlana hazretleri onları yormaz, sadık halifelerinden Abdülfettah-ı Akri hazretlerini ayaklarına kadar yollar. Nasipliler (mesela Gümüşhanevi hazretleri) ondan çok şey alırlar. Bir ara İranlılar Osmanlı şehirlerini işgal eder, kütüphaneleri yağmalarlar. Yöre alimleri Halid-i Bağdadî hazretlerine gelip hallerini anlatırlar. Mübarek hiç düşünmez, bütün kitaplarını ‘ki on yedi bin adet el yazmasıdır’ onlara bağışlar.
Vebadan kaçılır mı? Mevlana Halid hazretleri Şam’da (Kunvat’ta) büyükçe bir konak satın alır, misafirlerini yedirir, içirir, ağırlar. Zamanla konağın yanına bir mescid yaptırır, talebeleri civara yerleşip nurlu bir köy kurarlar. Mevlana Halid hazretleri bir ara Kudüs’e gitmeyi arzular, ancak o günlerde Şam’da veba salgını çıkar. Talebeleri, “hiç durmayın, kaçmaya bakın” diye yalvarsalar da o, “şimdi sabrolunacak zamandır” buyurur, bir nevi karantina uygularlar. Bu arada birisi gelip; “Efendim dua edin de bana taûn bulaşmasın” diye yalvarınca, ona dua ederler ama kendileri için böyle şeyler istemekten çok sakınırlar. Nitekim çok geçmeden beş yaşındaki şirin oğlu Muhammed Behaüddîn taûna tutulur ve göz göre göre can verir. Bu temiz yavruyu henüz Kasiyûn Dağına defnedip dönmüşlerdir ki diğer oğlu Abdürrahman’da da hastalık emareleri başlar. Halbuki Abdürrahman gayet zekî, duygulu ve hal ehli bir çocuktur. O da vefat eder, onu da büyük bir olgunlukla yıkar, paklar, aynı yerde toprağa bırakırlar. Evlad acısı kolay değildir ama ne hikmettir bilinmez Nakşibendi büyükleri böyle imtihan olunurlar. Mevlana Halid hazretleri sıranın kendisine geldiğini hissedince üzerindeki emanetleri sahiplerine yollar, vasiyetini yapar. “Eğer insanların, ‘Mevlana Halid keramet izhar ediyor’ demelerinden korkmasaydım, bütün dostlarımla vedalaşırdım” buyururlar. Kendisi için sofra kuranlara “siz hem ölümü isteyen hem de yemek yiyen birini gördünüz mü” diye sorarlar.
Efendim rüyamda... O esnada talebelerinden İbni Âbidîn içeri girer “Efendim!” der, “dün gece rüyamda Hazret-i Osman vefat etmiş. Büyük bir kalabalık vardı, cenaze namazını ben kıldırdım...” -Ey İbn-i Âbidîn! Pek yakında cenaze namazımı kıldırırsın, çünkü ben, Hazret-i Osman’ın evladındanım! Vakit yaklaştığında Mevlana Hazretleri, sevdiklerine vasiyette bulunur: “Sakın şekil ve şemailimi sayarak ağıt yakmayın. Beni seven, Allah rızası için bayramlarda kurban kessin, sevabını rûhuma bağışlasın. Ardımdan Kur’an-ı kerîm okusun, hatim dualarında adımı ansın. Yaşım elli, kaza borcum yok ama siz yine de 35 yıllık farzları iskat etmeyi unutmayın!” Mevlana Halid hazretleri, o gece yatsıdan sonra çoluk çocuğunu yanlarına çağırır, helalleşir ve son namazlarına dururlar. Bundan böyle sadece Allahü tealanın kudretini tefekkürle meşgûl olurlar. Her azaları, hatta mübarek saçları Hakk’ı zikreder, ev halkı buna ayan beyan şahit olurlar. Cenaze namazını emredildiği gibi İbn-i Âbidîn kıldırır ve onu da birçok nebi ve velinin yattığı Kasiyûn Dağına bırakırlar...
Önce helallik sonra dua... Mevlana hazretlerinin methini duyan, Bağdat Valisi Saîd Paşa bir gün dergahın kapısını çalar. Onu içeri alır baş köşeye oturturlar. Ancak vali, Mevlana Halid’in heybetine dayanamaz, diz çöküp titremeye başlar. Büyük veli ona “kıyamette, herkese nefsinden sual olunur” buyururlar, “sana ise hem kendinden, hem de emrin altındakilerden sorarlar. O günün dehşetinden analar evladını unutur, hamileler vakitsiz doğururlar. Nice harp görmüş cengaverler korkudan sarhoş olurlar...” Paşa yaprak gibi titrer ve “n’olur bana dua edin” diye ağlamaya başlar. Mevlana hazretleri “elbette” der “elbette dua ederim ancak bir mazlumun ahını aldıysan faydası olmaz. Vakit geçirmeden helallik almaya bak!”
Anahtar Kelimeler:Mevlana Halid-i Bağdadî biyografisi,Mevlana Halid-i Bağdadî hayatı,Mevlana Halid-i Bağdadî özgeçmişi, Mevlana Halid-i Bağdadî geçmişi
|
|