Hıncal Uluç


Doğum Tarihi / Yeri 01.11.1939 Kilis
Eğitim Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
G. Başlangıç Yılı 1957
G. Başlangıç Kurumu Yenigün (Ankara)
Çalıştığı Kurumlar Yenigün, Öncü, Yankı, Cumhuriyet, Gelişim Yayınları, Sabah

1 Kasım 1939´da Kilis´te doğdu.Bir dönem İ.Ü Edebiyat Fakültesi´nde okudu, 1964´te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi´nden mezun oldu.1957´de Ankara´da Yenigün gazetesinin spor servisinde gazeteciliğe başladı.Bir süre de Öncü´de kalem oynatan Hıncal Uluç, askerden döndüğü 1967´de, M. Ali Kışlalı başta olmak üzere eski Yenigün ekibinin çıkardığı Yankı´da çalışmaya başladı.Yankı´nın yanı sıra, Cumhuriyet´e spor yazıları da yazan Uluç, TRT´nin açılmasıyla birlikte Cumhuriyet´e televizyon sayfası da hazırladı. 1980´de Gelişim Yayınları´nın sahibi Ercan Arıklı´nın isteğiyle Gelişim Yayınları´na dergi hazırladı. Daha sonra Gelişim Yayınları Asil Nadir´e geçmesiyle işsiz kalan Uluç, Zafer Mutlu´nun daveti ile 1990´da Sabah´ta yazmaya başladı. O tarihten bu yana Sabah´ta yazılarına devam eden Hıncal Uluç, televizyonda Şakamera adlı kamera şakası programının yanı sıra Kale Arkası, 90 Dakika gibi futbol programlarına yorumcu olarak imza attı.1977´de Yankı´nın İngilizce bir özetini çıkarmak için yabancı bir eleman ararken, iş başvurusunda bulunan Amerikalı arkeolog Holly Hartquist ile tanışıp evlenen Hıncal Uluç, Amerikalı eşinden 1983´te boşandı.Çocuk sahibi olmayan Uluç, bir daha evlenmedi.Başkanlık kontenjanından Alp Yalman ve Ali Uras tarafından ´tarihini bilmediği bir zamanda´ Galatasaray´a üye yapılan Hıncal Uluç, aynı zamanda Mülkiyeliler Birliği, Türkiye Spor Yazarları Derneği ve İstanbul Gazeteciler Cemiyeti üyesidir.


HAKKINDA YAZILANLAR

Aksiyon 2 Mart 2002 / Sayı: 378
Cemal A. Kalyoncu
Müftü torunu gazeteci

Kilis Müftüsü Muharrem Kemal Bilgiçin torunu olan gazeteci Hıncal Uluç, Türkeşin yakın çalışma arkadaşı Fuat Uluçun da oğludur. Atatürkün silah arkadaşlarından ve Büyük Taarruz kumandanlarından Aşir Atlı da büyük dayısı olan Uluç, geçmişiyle ilgili herşeyi Aksiyona anlattı
Gazeteci Hıncal Uluçun aslında yeteneksiz biri olduğunu biliyor muydunuz? Futbol oynamayı deneyen, ancak takım arkadaşları tarafından oynama şansı bile verilmeyen Uluçun, önce voleybol takımı kurup mahallede herkese voleybol, sonra basketbol öğrettikten sonra yine takım dışı kaldığını... Hatta, oynama şansım fazla olur diye aynı taktiği beyzbolda bile deneyip, arkadaşlarına öğrettikten sonra kendisi iyi oynayamadığı için arkadaşları tarafından yine çemberin dışına itildiğini: "Her türlü sporu denedim, hiç birinde başarılı olamadım. Aslında fevkalade yeteneksiz bir adamım." Bitmedi. Ankaradaki Kurtuluş Ortaokulunun son sınıfında okurken müzik hocası bir okul korosu kurmaya karar verir. Seçme yapılacak 100 kadar öğrenci arasında Hıncal Uluç da vardır: "İki satır söyledikten sonra hoca hepimizi susturdu, o yüz kişi içerisinde parmağıyla beni işaret etti ve dışarı dedi. Böylece spordan sonra müzisyen olma hayallerim de sona erdi. Resim dersen zaten hiç yok. Kuzenim Ahmet (Taner Kışlalı. Ahmet ve Mehmet Ali Kışlalının babası Hüsnü Bey, Uluçun anneannesi Velime Hanımın kardeşidir. Velime Hanımın diğer kızkardeşi Hanife Hanım da, İstiklal Savaşında Atatürk ve İnönü ile Fevzi Çakmakın silah arkadaşı, Milli Mücadelede İzmir Doğu Cephesi Kuvayi Milliye Komutanlığına atanan, bir süre Antalya Valiliği yapan ve 16. Tümen Komutanı olarak Büyük Taarruza katılan Orgeneral Aşir Atlı ile evlenir.) yapardı benim resimlerimi ilkokulda." Çok iyi bir öğrenci olduğu için (Uluç, eğitim hayatı boyunca sınıfın ilk üçü arasına girer hep) okul müsameresinde ona Reşat Nuri Güntekinin Vergi Hırsızı adlı oyununda başrol oynatır hocası. Bugün iş adamı olan Alaattin Beyti de ikinci rolü oynamaktadır. Sonuç mu? "Alaattin onbeş dakikada beni sildi süpürdü. İkinci temsilde de en ön sırada oturan velilerden biri düşüp bayılınca benim sahne hayatım sona erdi. Aslında fevkalade yeteneksiz bir adamım." Hıncal Uluç bütün bunlardan sonra Bernard Shawın şu sözüne uymaya mecbur kalır: "Yapan yapar, yapamayan eleştirmen olur."
Dedesi Kilis müftüsü
Hıncal Uluçun hayat hikayesi Bernard Shawın başarısızlık başarının anahtarıdır sözünü de doğrular niteliktedir sanki: "Yani ben yazarlık dışında her şeyde çuvalladım. Onun için de yapamadığım herşeyi yazıyorum şimdi. Tiyatro yapamadım, yazıyorum; müzik yapamadım, yazıyorum; spor yapamadım, yazıyorum." 1990dan bu yana Sabahta, önce üç şimdi de haftanın yedi günü o yapamadıklarını yazmakta olan Hıncal Uluç, aslında bir müftü torunudur. Alparslan Türkeşin en yakın çalışma arkadaşlarından Fuat Uluçun oğlu olan Hıncal Uluçun annesi, Kilis Müftüsü Muharrem Kemal (Bilgiç)in kızıdır. Uluçun anlattığına göre Muharrem Kemal Efendiden, Arabistandan bile fetva almaya gelenler olurmuş. Hatta devrin padişahı şeyhülislam olsun diye davet ettiğinde Muharrem Kemal Efendi Memleketimden çıkmam, burada çok mutluyum diyerek padişahın bu emrini reddetmiş. İşte böyle bir müftü olan Muharrem Kemal Efendi ile Velime Hanım ikinci evliliklerini yapar ve beş çocuk getirirler dünyaya. Hayati ve Cemal albay rütbesine kadar yükselir, Necati Bilgiç ise gazeteci olur. (Onun oğlu Gürcan da gazetecidir.) Kızlarından büyüğünü İstanbuldaki Erenköy Kız Lisesine gönderen Muharrem Kemal Hocanın küçük kızı Suat da o zaman Kilis Kız Lisesinde okumaktadır.
Bu arada Büyük Çerkez Göçü ile bir çok Çerkez o zaman Osmanlı toprakları olan bugünkü Lübnan, Suriye, Anadolu gibi coğrafyaya yerleşeli uzun zaman olmuştur. Hıncal Uluçun büyükbabası da çocukları ile beraber bu göçü yaşayanlardan birisidir. Daha sonra çocuklardan bir kısmı İstanbula, bir kısmı Bandırmaya, Hıncal Uluçun dedesi de Manyasa yerleşir. Dede Hüseyin Beyin Süreyya Hanımla evliliğinden dünyaya gelen üç çocuğundan biri olan Fuat Uluç da Kiliste subaydır: "Babam askeriyeden çıktığında arkadaşı var, Kız Enstitüsü Müdürü Vehbi bey, sabah akşam ona uğruyor. Tabii okula gidiş saatleri de okulun dağılma saatlerine rastlıyor. Ve kızlardan birini gözüne kestiriyor." Uluçun gözüne kestirdiği bu kız işte o Müftü Muammer Kemal Efendinin kızıdır.
Fuat Uluç, o sırada Deli Fuat diye nam salmıştır. Hatta, Cem Karacanın annesi Toto Karaca bir tiyatro oyunu sahnelemek için Kilise gider. Fuat Uluç da tiyatroya bilet ayırtmak istemektedir: "Deli Fuat diye şöhreti var diye bilet vermek istemiyorlar ona. Bu da kızıyor ve atla giriyor tiyatro salonuna. Efsane gibi anlatılmış, Toto Karaca da Ülkü Tamere anlatmış ve o da yazmış bunu. Oradaki Deli Fuat benim babamdır.
Babam arkadaşı olan o Vehbi Beye gidiyor diyor ki, Ben bu kızı beğendim, bunu git iste. Müftünün kızını sana verirler/vermezler derken bunun üzerine babam Git iste, Çerkeziz. Bizde adettir, vermezlerse biz de kaçırırızdiyor." Kaçırmaya gerek kalmadan 1935 yılında vuslat gerçekleşir: "Babam, o çok yakın arkadaşı Vehbi Beyin soyadını oğluna vermiş, Öcal diye." Peki ya Hıncal ismi nereden geliyor? "O zamanlar moda kafiyeli isim vermek. Öcala (o da gazetecidir) kafiyeli olsun diye bana da Hıncal adını verdi." Üçüncü çocuk kız olmasına rağmen kafiye yine tutturulur: Serpil (Yankı dergisinde uzun seneler çalıştıktan sonra Aktüelin Ankara temsilciliğini yapar. Şimdi ise kendini sanata vermiştir.) Dördüncü ve son çocuk da iki dedesinin ismini almasına rağmen kafiyeden nasiplenir: Hüseyin Kemal. Kardeşlerden ilk üçü gazeteci, sonuncusu ise mühendis olacaktır.
Hıncal Uluç, 1 Kasım 1939da Kiliste dünyaya gelir. Hıncal, üç yaşına kadar anneanne ve teyzesi tarafından büyütülür. Sebebi ise subay olan babasının o doğduğunda İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman tanklarının manevra yaptığı Bulgar sınırında görevli olmasıdır. Sonrasında Fuat Uluç Çaldırana tayin olduğunda küçük Hıncal da ailesine kavuşur. Ardından tayinler durmaksızın gerçekleşecektir. Vanda o meşhur Van zelzelesini yaşar Uluç ailesi. Daha sonra gidilen Bandırmada Hıncal da ilkokula başlar. İki ayrı okulda ilk üç sınıfı okur. Bandırmadan sonra 1950de tekrar Kilise (Hıncal ilkokulu burada Kemaliye İlkokulunda bitirir) tayin olur Fuat Uluç. 1952de Antakya, 1955te de Ankara (Ortaokula Antakyada başlayan Hıncal, geri kalan eğitimini de Ankara Kurtuluş Lisesinde tamamlar) vardır sırada. Çok mutlu bir ailede büyüyen Hıncal Uluç, 1980e kadar burada kalacaktır. Hayatını göçebe gibi yaşayan babası bu yüzden çocuklarının subay olmasını kesinlikle istemez: "Sakın bana özenmeyin çocuklar derdi." Annesi doktor, babası mühendis olmasını isterken Uluçun kendisi de avukat olmak istemektedir. Ama ne olursa olsun İngilizceyi öğrenme hevesi yüzünden İstanbul Edebiyat Fakültesine gelir. Bir sömestr sonunda tekrar Ankaraya döner. Bir sene sonra da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanır.
17 yaşında herşeysin
Bu arada Demokrat Partiden ayrılmış bir grubun kurduğu Hürriyet Partisi, Yenigün adıyla bir yayın organı kurmuş, başına da Cihat Babanı getirmiştir. Mehmet Ali Kışlalı da gazetenin spor müdürüdür: "Bir gün gazetenin yazı işleri kadrosu Cihat Beye isyan etmiş. Cihat Bey de reste meydan bırakmayınca hepsi bırakıp gitmiş. M. Ali abiyle (Kışlalı) Cihat Baban kalmış gazetede sadece. Cihat Baban da M. Ali abiye çıkart gazeteyi deyince o da hemen haber gönderiyor abime, bana ve kardeşine (Ahmet Taner Kışlalı)." Hıncal Uluç henüz 17 yaşındadır. Sıkıyönetim gereği altı sayfa çıkan gazetenin spor sayfası bu genç delikanlıya emanet edilir: "İstediğin her kapı sana açık. En büyük yıldızla, sporcuyla konuşacağım diyorsun konuşuyorsun. Ve bunların hepsi de sana buyur diyor, beyefendi muamelesi yapıyorlar. Şimdi böyle bir meslek insanı büyülemez mi? Siyasal Bilgilerin isimsiz bir öğrencisi iken birdenbire Türkiyenin en elit bin adamından biri haline geliyorsun. Siyasal Bilgileri bitireceksin de, kaymakam olacaksın da, 60 yaşında vali olup emekli olacaksın... 17 yaşında herşeysin zaten." Uluç, böylece gazeteciliğe adım atar; Oktay Kurtböke, Güneş Tecelli, Başkurt Okaygün, Kurthan Fişek, Güngör Sayarı, Ercan Tan gibi isimlerle beraber çalışır. Bu arada askere gitmemek için üniversiteyi geç bitirmeye karar verir. Ancak serde iyi öğrencilik olduğundan üç senede üç sınıf bitirip son sınıfa gelir. Tek çare rapor alarak okulu uzatmaktır: "Tanıdık bir ruh doktoruna gittim. İleride kariyer açısından etkileyici olur diye entellektüel sürmenaj hastalığı yazdı rapora. En tehlikesizidir diye bunu yazarlardı doktorlar." Raporu alan Uluç, okulunu bitirmiyor diye annesinin ağladığını görünce kararını değiştirir ve 1964te Kutlu Aktaş, Burhan Özfatura gibi arkadaşlarıyla beraber mezun olarak diplomasını alır. Bir yıl sonra da Mamak Muhabere Okulunda Büyükelçi Yalçın Oral, Devlet Tiyatroları eski Genel Müdürü Bozkurt Kuruç, Galatasaray başkanlarından Saim Gogenin oğlu Fethi (daha sonra eniştesi olacaktır) gibi arkadaşlarıyla beraber iki yıl askerlik yapar: "Askerlik dönemim benim en mutlu dönemimdir."
1960lara bir daha dönelim. 27 Mayıs İhtilali, onun gazetecilik yaptığı bu ilk yıllarda gelir dayanır kapıya. Uluç ihtilalin tam ortasındadır: "Baştan sona ihtilalin içinde idik. Onları anlatsam kitap olur. Fikir olarak da, eylem olarak da ihtilalin içindeydik. Bütün o ıslık çalanların başındaydık, Olur mu böyle olur mu? diye gazeteyi bırakıp Kızılayda yürüyüşlere katılırdık."
Uluç, bu dönemlerde yazdığı yazılardan hukukçu ve mülkiyeli oluşu sebebiyle hiç bir ceza almaz: "Aslında gazetecilik zamanları böyle zamanlardır. Meslek yaşamımın büyük bölümü sıkıyönetimlerle ve yayın yasakları ile geçti. İlk önceleri neyin yasaklandığı açık açık yazardı. Sonra askerler biraz daha uyanık yayın yasağı koymaya başladılar. Soyut tanımlamalar yaptılar. Böylece kendi kendini sansür etmeye başladın. Şunu da söyleyeyim Türkiyede herkesin anladığı anlamda bir basın özgürlüğü olsa idi eğer, ben bu kadar iyi gazeteci olamazdım."
Türkeş: Hıncalın Aslan Amcası
Onun ihtilal olsun yürüyüşlerinde ön sırada yer almasının bir sebebi belki de babasıdır. 1955te ailecek Ankaraya gelinmiş, Hıncal 1980e kadar başka bir yere gitmemişti ama babası tayin ve bu arada terfi almaya devam etmiş, 1961de albaylığa kadar yükselmişti. 27 Mayıs İhtilali olduğunda babası Fuat Uluçun görev yeri, Çanakkale İl Jandarma Alay Komutanlığıydı. Fuat Uluç, 27 Mayısın liderlerinden Alparslan Türkeşle de çok yakın arkadaştı: "Bandırmada beraberdik zaten. Benim iki tane halam var, amcam yok ama Aslan Amca (Alparslan Türkeş) bizim ailenin amcası idi. Bütün kardeşler ona Aslan Amca derdik. Yetişmemize de katkısı olmuştur. Evlerimiz bir gibiydi."
Bu kadar yakın olunca 27 Mayıstan sonra bir araya gelmemek olmazdı tabii: "Aslan amca ihtilalden sonra başbakanlık müsteşarı olunca babamın tayinini de Ankaraya çıkarttı. Babam hemen Aslan Amcanın karargahında görev aldı. Ve Aslan Amca hazırladıkları her şeyi babamla beraber hazırladı. Devlet Planlama Teşkilatı kurulduğunda babam da oranın ilk Sosyal Planlama Daire Başkanı oldu."Ancak aylar ilerleyince Alparslan Türkeş 14lerden biri olarak Hindistana sürülür. Bu arada Eminsu hadisesiyle Milli Birlik Komitesi, Ağustos 1960tan Şubat 1961e kadar 235 general ve amiral ile beş bine yakın subayı emekli etmiş (Eminsu, bunların kurduğu Emekli İnkılap Subayları Derneğinin kısa adıdır) geride kalanların yolu açılmıştır. Fuat Uluç da önü açılanlardan birisidir: "Babamın general olacağı kesin. O kararı nasıl verdiği benim için hala bir soru işaretidir. Aslan Amca sürülmüştü, onların siyasallaşma sürecinde burada güvenilir bir odak noktasına ihtiyaçları vardı. Babam o odak noktası olabilmek için ordudan istifa etti. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP)ne girdi, genel sekreter oldu ve babamın hazırladığı kongrede de Aslan Amca genel başkan seçildi." Fuat Uluç, 1964te de Mardin milletvekili olarak Meclise girer: "Ancak o dönemi tamamlayamadan 1968de kalp rahatsızlığından öldü. Buna rağmen şuna inanıyorum ki askerde kalsa idi yaşardı. Politikanın iki yüzlü yapısı, bütün bir hayatını asker doğruluğu içinde yaşamış bir adama iyi gelmedi."
Genel Kurmay Başkanı Dinç Bilgini arıyor
Bir süre de Öncüde kalem oynatan Hıncal Uluç, askerden döndüğü 1967de, M. Ali Kışlalı başta olmak üzere eski Yenigün ekibinin çıkardığı Yankıda çalışmaya başlar: "Bana gazeteciliğin bütün püf noktaları ile ayrıntılarını ve ahlakını M. Ali Kışlalı öğretti." Oktay Kurtböke de Cumhuriyet Yayın Yönetmeni olduğu için Yankı ile paralel burada da haftada iki gün spor yazıları yazmaya başlayan Uluç, TRT kurulunca pazartesi günleri de yine Cumhuriyete tam sayfa tv sayfası yapar: "Benim Babıaliye transferim Cumhuriyet kanalı ile oldu." 1980de onun İkinci İstanbul seferi başlar. Gelişim Yayınlarının sahibi Ercan Arıklı 12 Eylülden önce bir dergi çıkarmasını ister ondan. Kabul eder. Daha sonra Gelişim Yayınları Asil Nadire geçince de, Uluç işinden olur. Ardından Zafer Mutlunun daveti ile 1990da Sabahta yazmaya başlar: "Gazeteye başlarken Dinç Beyle (Bilgin) bir tek şey konuştum. Ne yazacağımı ya da yazmayacağımı bana kimse söylemeyecek." 2002ye kadar on iki senede anlaşma bir tek kez Dinç Bilgin tarafından bozulur: "Dinç Bey geldi ve Dün yazdığın yazıyı hatırlıyor musun? dedi. Evet dedim. Orduevlerinde fiyatların çok düşük olduğunu, aradaki farkı bizim vergilerimizle verdiğimiz mealinde bir yazı idi o. Dinç Bilgin, Bir daha böyle bir yazı yazarsan Genel Kurmay Başkanını sana bağlarım haberin olsun dedi. Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş aramış ve Dinç Beyle 3,5 saat konuşmuş. Telefonu da Genel Kurmay Başkanına kapatamıyorum, 3.5 saat dinledim Güreş Paşayı dedi."
Uluç mesleğin başında yaptığı birkaç sözleşme hariç, bir daha iş sözleşmesi de imzalamamış birisidir: "Türkiyenin en büyük sosyal demokratları ile solcularının ve sendikalarının kazığını yedikten sonra kendi kendime dedim ki kendinden ve Allahtan başka güveneceğin kimse yok." Yeni Taninde çalışırken işten atılan Uluç, tazminat almak için sendikaya başvurur. Sendikanın avukatı da Yekta Güngör Özdendir. Özden, —kazanacağı kesin olmasına rağmen— kazanamayacaklarını öne sürerek davayı açmayınca Hıncal Uluç da bu kararı alır.
Özal dönemi olsaydı boşanmazdım
1977de Yankının İngilizce bir özetini çıkarmak için yabancı bir eleman ararken, iş başvurusunda bulunan Amerikalı arkeolog Holly Hartquist ile tanışıp evlenen Hıncal Uluç, o yılların meşhur yokluk yılları olması dolayısıyla varlar ülkesi Amerikada herşeye kolayca ulaşabilen eşiyle mutluluğu yakalayamaz: "Amerikaya gidelim dedi. Ben de orada mutlu olamam dedim." 1983te boşanırlar: "Özal zamanında evlenmiş olsa idik garanti ayrılmazdık! (Meşhur kahkahasını atıyor.) Çocuk sahibi olmayan Uluç, sırf evlenmek için de evlenmez bir daha.
Arabesk hariç her türlü müziği dinleyen, sinema ve tiyatroya büyük merakı olan, başkanlık kontenjanından Alp Yalman ve Ali Uras tarafından tarihini bilmediği bir zamanda Galatasaraya üye yapılan, Mülkiyeliler Birliği, Türkiye Spor Yazarları Derneği ve İstanbul Gazeteciler Cemiyeti üyesi olan Hıncal Uluç, Kutsal İttifak sözünün de sahibidir: "Bana aittir ve Fenerbahçe medyasını kastetmektedir." Uluça göre bütün tv ve gazetelerin müdürleri özel olarak Fenerbahçeli seçilmektedir. Sebebi Fenerbahçenin tiraj ve reyting kazandırmasıdır: "Buna itirazım yok." Hıncal Uluçun itirazı "Fenerbahçe Kulübü Başkanı bütün Fenerli müdürleri toplayıp Galatasarayın yolunu kesin"demesinedir.
— Var mı böyle bir durum?
"Ali Şenin televizyonda kendi açıklamasıdır. Bir Fenerbahçelinin birinci görevi Fenerbahçeyi şampiyon yapmaktır, Fenerbahçe şampiyonluktan ümidi kestiği zaman da Galatasarayın yolunu kesmektir. En son Aziz Yıldırım yaptı bunu, ramazanda Büyük Kulüpte Fenerbahçeli bütün müdür ve yazarları topladı ve Galatasarayın yolunu keseceksiniz. Bunun için de hakemlere saldıracaksınız dedi. Ali Şen zamanında başladı bunlar."
Tarkan dinlemem
— Kavgacı biri misiniz?
"Ben kavga etmiyorum, benimle kavga ediyorlar. Benimle ilgili yazı yazan medyanın en büyük yanılgısı bu. Ben kimse ile kavga etmiyorum, fikrimi ortaya koyuyorum. Benim fikrime cevap verme gereği duyuyor, cevap verirken de ortaya fikirle değil, söverek çıkıyorlar. Ben bu beyazdır diyorum. Adam bu siyahtır diyeceğine bana küfrediyor. Bir kişi desin ki Evet ben seni gece kulübünde, barda gördüm. Ben gece klasik müzik konserine, sinemaya, tiyatroya giderim. Tarkan konserine gitmem. İçki içmeyen bir adamın bara gidip sarhoşla konuşmasından daha korkunç bir şey yok. Sonra sigara dumanından ve yüksek volümlü müzikten nefret ediyorum. 135 desibel müzik çalacak, sigara dumanından göz gözü görmeyecek, etrafta bir sürü sarhoş Hıncal Bey, ne olacak bu Galatasarayın hali? diyecek, onlara cevap yetiştireceksin. Kenan Doğulu, benim sevgili mahalle arkadaşım Yurdaer Doğulunun oğludur. Kenan bana emanet bir yerde. Onu bile seyretmedim, çünkü kerata ikide çıkıyor, sabah beşte bitiriyor."
Türkiyedeki herşeyde Ali Şenin parmağı var
— Bir yazı yazdınız. Ali Şen sizin Sabahtan çıkarılmanız için yazılar yazacak ve siz de kurumdan ayrılacaktınız diye...
"Benim gazetemi yöneten herhangi bir kişinin Ali Şene gidip Şu herife söv de gazeteden istifa etsin demeyeceğini biliyorum. Ali Şen Türkiyede olan her şeyden kendisine daima bir şeyler vehmediyor. Koalisyonu ben kurdum, Fenerbahçeyi ben şampiyon yaptım, Galatasarayı Neuchetele ben kazandırdım. Yazılarını okuyun, içinde Ali Şenin parmağı olmayan hiç bir şey yoktur."
Ağlaması da gülmesi de abartılı olduğundan, televizyona yaptığı Şakamera adlı programın Amerikalı yönetmeni tarafından keşfedilen bu yönüyle kulaklarımızın pasını da silen Uluç, vefat ettiği 1950lerin hemen ortalarına kadar dedesinin vaazlarını dinlemek için camiye gider. Namazda okuyacaklarını dedesinden öğrenmek istediğinde, dedesinin içinden ne geçiyorsa söylemesinin yeterli olacağı sözünü anlatan Hıncal Uluç, "Ben müftü torunuyum, din kültürüm gayet sağlamdır" diyor ve ekliyor: "En saf inanmanın her şeye yettiğini öğrendim. Dışarıdan bakanlar benim için ne derlerse desinler ben Türkiyedeki en saf, en halis Müslümanlardan biri olduğuma inanıyorum."
Anahtar Kelimeler:Hıncal Uluç biyografisi,Hıncal Uluç hayatı,Hıncal Uluç özgeçmişi, Hıncal Uluç geçmişi
Taglar: hincal uluc
mp3manken resmi kitap