Çaresizlik
dört duvarı camekanlarla kaplı sanırsın ki mahpushane kışlası kararır karardıkça duvarları koyu renkli gri camları boğar ruhunu sanki Azrail gibi bir rehavet çöker üzerine yere düşer gözlerin çaresizce bir koşu dersin ferahlık bulayım ruhuma dolanır durursun labirent yollarında bazen de kaybolursun karanlığında evhama girer yüreğin çekilmez olduğunda dakikalar bu yüreklere zindan Mahpushane kışlasında soğuğu kutuptan gelir sıcağı çölden yağmurun sesiyle ıslanırsın brandayla örtülü çatısından bir sığınak ararsın kendine yüreğine bağlı bir başka yürekte seher vakti güneşi müjdeler güne geceler gebedir elbette umudu güneşle doğan günlere bilirsin ki zaman akıp gidecek ırmak gibi bu gri duvarlarda açacak bahar çiçekleri sarısı beyazı ve daha niceleri kurumuş toprağa düşen bir damla su gibi uçurumlarında karanlığın mum ışığı gibi kara gecelerinde kışların kor ateşi gibi ısıtamadıktan sonra umutların yüreğini etten kemikten bu beden için zindan dediğin nedir ki çaresizlik en büyük zindan değil mi
|
|