ÇANAKKALE GEÇİLMEZ, GÜNEYDOĞU VAZGEÇİLMEZ... KAAN KENAN ÖZYURT YAZDI...
26 Şubat 1920 de İngiltere BaŞbakanlık Konutu'nda toplanan konferansta Kürdistan konusu tartıŞılıyordu. Fransız Delegasyonu "Kürdistan bağımsız olmayacak mıydı?" diyordu. İngiliz DıŞiŞleri Bakanı Lord Curzon da Bu soruya "maalesef henüz değil" cevabını veriyordu. BaŞbakan Lloyd George, Avam Kamarası'ndaki konuŞmasında Türk İmparatorluğu'ndan Türk olmayan soyların yaŞadığı bütün bölgelerden ayrılması görüŞünü savunacaktı. Bu soylar, Araplar, Ermeniler, Suriyeliler ve Kürtlerdi. 1925 yılında İngiltere'nin İstanbul Büyükelçisi Lindsay kendi DıŞiŞleri Bakanı'na Şu raporu göndermiŞti: " Böylece baŞlattığımız noktaya geri döndük. Bu nokta Türk – İngiliz iliŞkilerinin geliŞmesini engelleyen Musul sorunudur.
Son birkaç yıldır ortaya çıkan kıŞkırtmalardan sonra Majestelerinin hükümeti bütün kozları eline geçirmiŞ ve dilediği kartı oynayabilecek duruma gelmiŞtir. Majestelerinin hükümeti Güney Kürdistan'da milliyetçilği geliŞtirmek yolunda geri dönülemeyecek bağlantılar kurmuŞtur." der.
Lozan görüŞmeleri yapılırken Batılı Devletler'in Kürtleri azınlık olarak göstermekte ısrar etmeleri üzerine, Kürt kökenli Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey, 3 Kasım 1922'de Meclis kürsüsüne çıkıp Şöyle demiŞti." Avrupalılar diyorlar ki; "Türkiye'de yaŞayan azınlıkların en büyüğü Kürtlerdir."
Bendeniz Kürdoğlu Kürdüm. Binaenaleyh, bir Kürt olarak sizi temin ederim ki; Kürtler hiçbir Şey istemiyorlar. Biz Kürtler vaktiyle Avrupa'nın Sevr paçavrasıyla verdiği bütün hakları ayaklarımızın altında çiğnedik ve bütün manasıyla bize haklar vermek isteyenlere aynen iade ettik. Türk Milleti'nin bir ferdi olarak birlikte devletimiz için kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık,ayrılmak istemedik ve istemiyoruz.
Bir sonraki meclis oturumunda ise Diyarbakır,Van, Urfa, Siirt, Bitlis, Erzurum, Erzincan, Mardin, MuŞ, Kastamonu, Pozan, İzmir, Antep, Malatya, milletvekillerinin hapsi Şu cümlelerin altına imza attılar. " Türk – Kürt bir kütle-i vahidedir. Kürtler hiçbir zaman Türkiye camiasından ayrılmaz ve bunu ayırmak için hiçbir kuvvetin gücü yetmez. *Mustafa Akyol, Kürt Sorununu Yeniden DüŞünmek 2006
Kaynaklarda sabit olan belgelerden anlaŞıldığı üzere emperyalist güçler Osmanlı Devleti'ni bölüp parçalayıp,yok etmeyi planlamıŞlar. Çanakkale'de bozguna uğratılanlar bölüp parçalama emelinden asla vazgeçmediler. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nde bu emellerine ulaŞmak için de hala var güçleri ile uğraŞmıyorlar mı?
Çanakkale ruhunu birlikte yaŞayan, ortak akıl ve inançla düŞmanı ezen bir milleti birbirine düŞürmek için akıl almaz Şeytani planlarını günümüze dek sürdürmüŞlerdir. 1918'de geçemedikleri Çanakkale Boğazı'na ters açıdan ama kısmen aynı hedefe uzanan hassas bölgemizden ulaŞmaya çalıŞıyorlar. Bu körü körüne Batı ve Batılı düŞmanlığı değildir. Ben de bunu yapacak değilim ama gerçekleri de bilmemiz gerektiğine inanıyorum.
Binlerce yıllık ortak tarih,kültür ve din Şuuruyla perçinlenen bir kardeŞliği bozmayı hedefleyen tuzaklara prim vermek Çanakkale'nin Güneydoğu'dan geçilebilir olduğu anlamına gelmez mi? Çanakkale'de yaŞanan ortak acıyı yüklenme olgusundan giderek uzaklaŞtık mı acaba? Bu da Türklerle Kürtlerin birlikte yaŞama iradesinin zayıfladığını göstermez mi? Eğer bunu gerçekten önemsiyorsak, en fazla mücadele etmemiz gereken konu zayıflayan bu iradenin yeniden tesis edilmesidir. Çanakkale geçilmez, Güneydoğu vazgeçilmez. kozyurt2@hotmail.com
|